Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ACCEPTANCE

  ACCEPTANCE     READING WHAT I HAVE WRITTEN WILL BE USEFUL TO YOU, YOU WILL GET IDEAS AND THOUGHTS, PERSPECTIVES THAT YOU CANNOT FIND ANYWHERE. YOUR WHOLE LIFE RETURNS WITH THE THOUGHT OF “ACCEPTING”, YOUR JOB, YOUR MARKETS ARE SOMETHING, YOU WANT TO BE LOVED, EXPANDING YOUR CIRCLE…LOVE, FINDING A mate… EVERYONE IS DEPENDING ON THIS: “ACCEPTING”     İsa Kantarcı  

KENDİN OLMAN YOLUNCA SAVAŞLARA GİRERSİN

  Kabul görmek, onaylanmak…bu işkencenin adına belli “kriterler” derler. Belli “şartlar.” Onların şartlarını, ölçülerini yerine getirirsen, “sizi kabul ediyoruz, sınavı geçtiniz, işe alındınız” derler. Sürü işletim merkezi böyle idame ettirir kendini, tıpkı koyun çiftliğindeki gibidir işler, sığır çiftliği. Özgür, özgün işlerin, kişiliğin varsa ömrün boyunca bunlarla savaş verip duracaksındır. Onların seni kabul etmesini istemiyorsan; deli derler sana, uyumsuz, arızalı. Yapman gereken onları gözünde gönlünde sıfıra indirgemek, takmamak. Bu oyunu ancak böyle kazanırsın. Bu oyun senin kendin olup olmama oyunun, kavgandır, ya köle olacaksın, ya kendinin efendisi. Seçim senin.   İsa Kantarcı

KABUL GÖRMEK MESELESİ

  KABUL GÖRMEK MESELESİ   Kabul görmek, onaylanmak demektir, buyursunlar demektir, sesini duyur, biz seni seviyoruz. Bakıyorsunuz bir işe girmek imkansız gibi, binlerce kişi aynı işe başvurur. Biz kendimize inanıyoruz, kendimizi beğeniyoruz, kendimizi geliştiriyoruz, okul birincisiyiz, gel gelelim, ülkenin sistemin bir yerlerini esir almış birilerinin bize onay vermesi lazım, kabul görmek… Bizim aslında onaya ihtiyacımız yoktur. Genç kız ailesinden toplumdan kabul görmek için evlilik yapar, oysa evlenmeden de sevgilisiyle birlikte yaşayabilir. Biz her şeyimizi kabul görmeye göre, bir dayatmaya, bir baskıya göre inşa ediyoruz. Biz fırtınalarla baş etme, savaşma kabiliyeti geliştirdiğimizde kimsenin kabulüne, onayına ihtiyacımız olmadığını anlarız, bize vurulan zincirleri kırarız. İsa Kantarcı

“KABUL GÖRMEK.”

  “KABUL GÖRMEK.” BÜTÜN MESELE BU… Kabul görmediklerini düşünenler intihar, eder, boşanır, delirir, kaybeder. Sen kendine çok değer veriyorsun? Peki karşındaki? Bütün meselemiz budur. Hayatında kimse olmadan ne kadar devam edebilirsiniz? Buna kimse katlanamaz. Öyleyse size kabul görme meselesini anlatayım da uygulayın, hayatınız gelişsin.   İsa Kantarcı

İKİ YALNIZ

  İKİ YALNIZ Bir yalnız orada… Birikmişti. Dolu dolu bakıyordu. Kadını fark etti. Ondan önemlisi yanındaki devasa boşluğu ve güzelim gözlerindeki derinli kahverengisinin. Onun yanına oturmak istedi. Düşündü çekindi. Döndü, gidiyor. Aklı oradaki boşlukta, aklı kadında. Karşıdan bando geliyor. Kapatıyor yolu. Döndü geri. Utana sıkıla geçti kadının yanına. Oturdu. İki yalnız. Çok büyükler çok. Yürek tarafından. Ama orası boş. Tozları uçuşur. Kocaman bir rüzgârı vardır. Sonrası sınırsız. Gök ve toprak arasında melekler. Bolca kırığı var kalplerinin. Çöller kadar. İki yalnız, su gibi. Bir bakışta kendini ele verir onlar. Gizlenemezler ki. Maskeli baloda bile parmakla gösterilirler. Kadın derya gibi. Kadın uzun bir yolculuktan dönmüştü. Geçilmez yollarla doludur yaşam. Bir noktada bitersiniz. Hiç gücünüz kalmaz. Terk edersiniz yolu. Belki de tam ters istikamette yol almaya başlarsınız. Kimse bilemez başladığı yolun sonunu. Kadın döndü, belki de yuvarlandı bir yerden. Çetin bir ...

Hiç Kullanılmamış Kızlar ve Adamlar

  Hiç Kullanılmamış Kızlar ve Adamlar    romandan İsa Kantarcı yazdığım bir romandan Düşüncelere dalmıştım. Ayıldım. Uzun zaman geçti, Seher gelmedi yanıma. İçerden kavga gürültülü sesler gelmiyordu. İçim rahat etti. Buradan, Seher’den kopup gidecek olmam üzüntü verdi, aslından birkaç gün burada kalabilirdim. Ulan ne güzel olurdu. Bunu diyemem de. Canım sıkıldı. Buraya dair hayaller kuruyordum. Burada akşam, gece nasıl olurdu sabah? Masaya baktım, eskiydi, kaç kez yemek yenmiş üstüne, nelere tanık oldu? Can sıkıntısından masaya sardım, masa kahkaha atar mı? Masa insanı hisseder mi? Ötede dut ağacı var, erik ağacı, incir ağacı. Seher geldi arkadan, fark etmedim, sırtıma dokundu: “Ne düşünüyorsun bayım!”dedi sevecenlikle. O böyle yaklaşmaz hiç, hep ciddidir, ciddi bakar. Düşünceli bakar. Elle temas etmez. Çok hoşuma gitti, hayret, neden böyle dokundu? Sonsuza dek bu anı yaşasam, bir ileri bir...

WHO IS THIS?

  WHO IS THIS? who walks this silently examine on the way when the desolation collapses who doesn't poke those later your papers on the edge of the keyboard is he dizzy who is this apocalypse stylish music box Do you have a fear with a flag somewhere? who eats these nails bitten cheeks m afraid of lightning paths Does he care for the winds that come down from the mountains are her hands touchy crying Does the handkerchief wait or do they smell longing? Who hears this prayer on the plains? does a cliff die inside when you fall in love do canaries breed when you kiss her lips who is this native someone tell me who is listening to this rain harmonica self-aware step by step decked dark who is this who is this giving me a nice sound from afar   who weaves these flowers who is this transatlantic who is this i have met before in a dark street who thinks this humane examine on the way when I come thousands     Yaşar Doğan is a poem, It is a poem from my book ca...