Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Karadeniz’de yaylacıların, renkli dönüş yolculuğu

  Doğ u Karadeniz Bölgesi'ndeki yaylalard a, sonbaharla birlikte köylere dönüş yolculu ğ u ba ş ladı. Trabzon'un Tonya ilçesine ba ğ lı Kumanandoz Yaylası'nda süsledikleri hayvanlarıyla sabahın erken saatinde yola çıkan yaylacıların geri dönü ş yolculu ğ u, renkli görüntüler olu ş turdu. Doğ u Karadeniz Bölgesi'nde, asırlardır gelenek olarak ya ş atılan yaylacılık, mayıs ayı ortalarında ba ş layıp, sonbaharla birlikte sona eriyor. Hayvanlarıyla yaylalara göç edenler, yılın 4 ya da 5 ayını buralarda geçiriyor. Özellikle hayvanlarını otlatmak ama cıyla yaylalara çıkanlar, buralarda kaldıkları süre içinde hem kış aylarında tüketecekleri süt ürünlerini elde ediyor, hem de hayvanlarının tüketece ğ i otları biçiyor. Yaylada, ineklerin sütünden tereya ğ ı ve peynir çe ş itleri hazırlayanların kimi ürününü sat ıp geçimine katkı sağ larken kimi de ailesinin kı ş mevsimindeki yiyece ğ ini elde ediyor. DÖNÜŞ E GEÇT İ LER Doğ u Karadeniz Bölgesi'ndeki yaylalarda sonba...

ANNE BOHÇASINDA HAYAT

  Mardin'in Mazıdağı ilçesinden çalışmak için Erzincan'ın Üzümlü ilçesi Pelitli köyüne gelerek gün boyu ter döken 4 çocuk annesi Medine Temel, zorlu doğa koşullarında 16 aylık bebeğini sırtına alarak ekmek mücadelesi veriyor. İbrahim Gürler Yaşamın zorluklarını aşmak ve çocuklarına daha iyi bir gelecek sunmak için kilometrelerce uzaktaki evlerinden Erzincan'ın Üzümlü ilçesi Pelitli köyüne gelen mevsimlik işçilerden Medine Temel, çalışkanlığıyla dikkat çekiyor. 4 çocuk annesi Medine Temel, bölgenin zorlu koşullarına aldırış etmeden çalışıyor.  Günün ilk saatleriyle çalışmaya başlayan Temel, ateş, duman ve kavurucu sıcağın altında gün boyu 16 aylık bebeği Ahsenat'ı sırtına alarak ekmeğini mangal kömüründen çıkarıyor. Sırtında çocuk ile çalışmanın zor olduğunu söyleyen Medine Temel, “Bizim mesleğimiz zordur. 4 çocuğum var, ama çocuklarımın okulu var, masraflarımız için çalışıyoruz” dedi. Temel, “Gece çadır soğuk oluyor, gündüz ise kömür ocağına geliyoruz, o da b...

GECE BİLE UÇAN YABAN KAZLARI

  Hasretle beklenen yağmur nihayet 19 ekim’de başladı Samsun, Atakum’da. 20 Ekim’de ise sağanak vardı, bu beni sevindirmedi, oysa aylardır bu günü bekliyordum. Her seferinde bugün yağacak dedim, yağmadı, ben de delirdim, sonra yağdı, sevinemedim, tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış hesabı. Yağmur yağınca toprak ve bitkiler hareketlendi ve muazzam güzel bir koku çıktı, işte o zaman mutlu oldum, küslük bitti. Dün değil önceki gece balkona sigara içmeye çıktım, gece 1 sularıydı, gökyüzünden, çok yukarılarından karanlıktan kuş sesleri geldi, ördek mi, kaz mı diye düşündüm. Youtube’de baktım. Bunlar yaban kazı sesine benziyordu. Ertesi gün belgeselde turna kuşları gördüm, seslerini duydum, gece duyduğum seslerin yaban kazlarına ait olduğunu anladım. Vay be, gece bile uçuyorlar. Sanırım Afrika’ya gidiyorlardı. Az önce balkondan geldim, sigara içmiştim, soğuk fena, durulmuyor, kış geldi nihayet. Dondum arkadaş. Gökyüzü yağmur bulutlarıyla dolu, bugün yağmur hiç yağmadı; ama yağ...

SEN NE GÜZEL ÖPÜŞÜRSÜN, SEN NE GÜZEL DİRENİŞÇİ ve ACAYİP GÜÇLÜ SEVİŞİRSİN!

  Ah be güzelim. Kimse uğraşmıyor bu işlerle. Koca arıyorlar, iş arıyorlar, hırsları var. Ev, araba peşindeler. İçmek, sıçmak   ve yaz gelince tatile gitmek peşindeler.   Ah be güzelim, ne işin var senin devrimcilikle, kartal değilsin, ne güzel gözlerin gözlüklerin var. Ay be kelebek, ne güzel bağrın var senin. Kimsenin umursamadığı işler peşindesin. Temizsin, beyaz bir posta güvercini kadar güçlüsün savaş meydanlarında. Ah be yoldaş, sen yanlış zamanda mı doğdun? Sen Atilla İlhan’ın gençlik zamanlarında yaşamalıydın, onunla sıra arkadaş olmalıydın. Yok oldu senin gibiler, bir daha asla gelmeyecekler. Ne parlak kızsın sen en hızlı atların üstünde olması gereken. Kılıca gerek yok. Yüreğin, azmin ve direnişin yeter. Ben bir ömür boyu yaşayacağım senin gibi bir kız bulsam ne sevinirim. Senden ne gayretli anne olur. SEN NE GÜZEL ÖPÜŞÜRSÜN, SEN NE GÜZEL DİRENİŞÇİ ve ACAYİP GÜÇLÜ SEVİŞİRSİN! Sen ne güzel bebek emzirirsin. Sen güzel piç kuruları büyütürsü...

BEJ RENKLİ KERTENKELE YAVRUSU

  Bugün yine her zamanki gibi canım çıkmaya başladı, kavuran sıcak başladı, bir noktadan sonra öldürüyor insanı. Durulmuyor odada. (Bu arada tek odada yaşamaktayım, evet tek oda sadece.) Bahçeye indim. Bahçede domatesler soluyor. Ama annemin yeni diktiği fasulyeler capcanlı, ürün vermişler. Minik bir kuş gördüm, çalı kuşu diyorlar ona, domates bitkisinden koparıp yiyordu iştahla, neşeliydi. Bir canlı görmek çok mutlu ediyor insanı. En azından beni. Bir baktım toprağa. Yarılmış kuraklıktan. Hayatımda ilk kez gördüm böyle bir yarılma. Yağmur yok aylardır. Kış geldi hesapta. Kars’ta arılar kışlaklarına koyulmuş. Kar yağdığı için. Erken geldi kış diyorlar. Hani be. Samsun, Atakum cayır cayır yanıyor. Sağanak yağsa diyorum yağmur yağsa, aylardır bekliyorum; yok. Geçen günlerin birinde (iki kedim var) mama kaplarının oraya yanaşayım dedim balkonda, baktım bir sarı kertenkele (bej) yavrusu, ufacık. Anlaşılan yemek kaplarında ekmek ya da kedi maması yedi, beni görünce kaçtı gitti. Se...

ANNEMİN BAHÇESİNDEKİ DOMATESLER

  Havalar soğudu epey, Ekim ayındayız. Annemin küçük bahçesindeki domatesler soldu sarardı bir kısmı. Akşam ve gece sokağa dolaşmak için çıktığımda tellerin arasından bir dalını uzatmış domates bitkisini fark ettim, bir parça kopardım, kokladım, kokusu müthiş, beni aldı götürdü çocukluğuma, koku parfüm gibi. Ertesi gün yine bir parça kopardım ve gül gibi gömleğimin cebine attım, arada çıkarıp kokladım bitkiyi. Parkın orada, sigara içerken. 09:29 13 Ekim 2020 Salı   İsa Kantarcı

Eski dönemlerde Türk toplumunda kadın

  Eski dönemlerde Türk toplumunda kadın ve erkeğin toplumdaki konumu hemen hemen eşitti. Kadını kapatmak, eve tıkmak, dövmek gibi huylar Türk erkeğinde yiğitliğe halel getirecek davranışlar olarak görülürdü. Anneye  “ög”  denirdi. Bugün kullandığımız öksüz kelimesi de buradan gelmektedir. Çocukların hamisi anne idi. Bir kız istediği erkekle -aile büyüklerinin onayı neticesinde- evlenebilirdi. Evlilikte zorlama yoktu. Türk devlet yönetiminde kadınlar hükümdar  ya da hükümdarın naibi(vekili) olurlardı. Kız çocukları ile erkek çocukları birlikte yetiştirilir, at biner, ok atar, kılıç kullanmayı öğrenirdi. İlk talim ise koç üstünde fare vurarak yapılırdı. Hane yönetimi kadının hakkıydı. Kadın hanenin reisiydi.  Annenin önemiyle ilgili atalarımız şöyle demiştir:  “Ana ölünce baba da ölür.”   Şimdilerde KADIN NE DURUMDA? Kızlar küçük yaşta ata biniyormuş. Okuyunca şaştım. Şort giydi diye kızlara dayak atılıyor şimdilerde.