Ana içeriğe atla

RUHSAL ALANI KORUMAK, DEPRESYON, HASTALIKLAR

 





RUHSAL ALANI KORUMAK, DEPRESYON, HASTALIKLAR

 

Depresyon ve hastalıkların aşılması ruhsal alanın korunmasına bağlıdır.

Basit olarak açıklayayım: Tek amaç hayatta kalmak olmalı. Bunun haricinde hiçbir şeye ciddi bir enerji harcanmamalı. Kafa rahat tutulmalı. Bunun için de özel bir savaş vermesi gerekir insanın. Kendimden örnek vereyim, ben ruhsal alanımı her şeyden korurum, bunu için en çetin savaşımı veririm.

Param olsun düşüncesi yok.

Kız bulayım düşüncesi yok.

Hiçbir şeye gerek yok iyi hissetmem için.

Örnek verdim.

Vazgeçilmez olan bazı şeyler olur, kedim var, taklacı ve posta güvercinlerim var.

Hiçbir kaygı yok.

Ruhsal alanı korumak için insan kendini doğru biçimde düzenlemeli, kafasını, kalbini.

Uyku düzenim hep bozuktur, sabaha kadar saatlerce okurum, araştırma yaparım. Akşama kadar bıkmadan bisiklet süren 12 yaşındaki çocuk gibi.

Uzman böyle diyor.

Yetişkin olmak bizi zorlar, kasar, sorumluluklarımız vardır, eş, çocuk, iş sorunları, sağlık sorunları.

Yetişkinlerimiz 12 yaşındaki çocuk yüreği ve parlak kafasına sahip olsa, o zihniyeti sürdürse

İktidar böyle olmazdı, muhalefet de böyle olmazdı.

Kavga gürültü olmazdı.

İktidar koltukta kalmak için kırk bin yalana dolana başvurmazdı.

Enflasyon olmazdı.

 

Ruhsal alanı korumak için kendini terbiye etmeli insan.

Çok az şeye sahip olmalı.

Maddi şeylerin peşinde olmamalı.

En gerekli şeyler lazımdır ona.

Buzdolabı mesela.

Bir çift ayakkabı mesela.

İnsanlar çok fazla şeye sahipler. Muazzam çok şeyleri var. Ama mutlu değiller.

Ruhsal alanı korumak için insan savaş vermeli.

Başım deli gibi ağrıdı, mahvoldum. Bir hap aldım, ağrı geçmedi, yine alayım dedim, bekle dedim, direniş göster, bekledim ve hapı sonra içtim. Başımdaki ağrı geçmeye başladı.

 

Ruhsal alanlarını en güzel koruyanlar bebekler, çocuklar ve gençlerdir. Onlar bunu otomatik olarak, farkında olmadan bunu yapar.

Ruh çok önemlidir, ruh beyinden güçlüdür, en güçlü organımızdır. Ruh organ sayılmaz ama.

Hastalıkları ruh gücüyle yeneriz.

Ruhsal alan korunmuşsa, ruh parlaktır güneş gibi.

Bizi dengede tutan ruhsal alandır.

Ruhsal denge.

Ruhsal güçtür.

Beyin ya da yürek değil.

Ruh!

Sen ruhunu korursan sana inanılmaz şeyler verir, mucizeler. Güzel bakım sonunca çok ürün veren meyve bahçesi misali.

Onu korumak ve gücünden faydalanmak için ona hizmet etmek şart.

Ölümüne onun için çabalayacaksın.

Başka şeyler için değil.

Çok az şeylere sahip olup sahip olduğun şeylerin kıymetini bilmek.

Teşekkür (Şükür) bilinci oluşturmak.

Her şeyden vazgeçebilmek.

Sürekli sevgiyi rehber edinerek yaşamak.

Durumun, koşulların ne olursa olsun.

İçinde kirli düşüncelere yer vermemek.

İşte o zaman gerçek benliğini bulmaya, ruhunun sesini duymaya başlıyorsun.

 

 

13:54

12 Kasım 2020 Perşembe

 

İsa Kantarcı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...