Ana içeriğe atla

TEK İSTEĞİ AKÜLÜ ARAÇ VE DİZ ÜSTÜ PC

 


Tek isteği akülü araç

Afyonkarahisar’da spastik engelli oğlu Mehmet’e hayatını adayan anne Öznur Soğupınar, her yere sırtında taşıdığı oğlunun taleplerini yerine getiremediği için üzgün olduğunu söyledi. Mehmet’in istediği akülü aracı maddi imkansızlıklar nedeniyle alamadığını belirten anne, hayırsever vatandaşlardan yardım bekliyor.

 

Giriş Tarihi: 10.11.2020

Afyonkarahisar'ın Sinanpaşa ilçesine bağlı Nuh köyünde engelli oğlunu sırtında gezdiren ve yüzünün gülmesi için her şeyi yapan anne Öznur Soğupınar, oğlunun hayali olan akülü araç için yardımseverlerin desteğini bekliyor. Kronik şizofreni kocası, kanser hastası kayınvalidesi ve 20 yaşındaki spastik engelli oğlu Mehmet Soğupınar ile yaşayan anne Öznur Soğupınar, kaymakamlığın verdiği tekerlekli sandalye büyük olduğu için kullanamadığından oğlunu sırtında taşıyarak dışarıya çıkartıyor. Annesinin sırtında hayata tutunmaya çalışan Mehmet Soğukpınar kendisine uygun akülü aracı dört gözle bekliyor.

'OYUNCAK BİLGİSAYAR ALABİLDİM'
Oğluna hayatını adayan anne Soğupınar, "Oğlum doğuştan engelli. 9 kez böbreklerinden ameliyat geçirdi ve tek böbreği alındı. Diğer böbreğinde de taş sıkıntısı var. Yürüyemiyor, konuşamıyor. İşaretle anlaşmaya çalışıyoruz. Oğlumun akülü araç dışında bir hayali de dizüstü bilgisayar. Maddi imkansızlıklar nedeniyle alamadık. Oyuncak bilgisayar ile avutuyoruz. Ama gerçeği olmadığını anlıyor ve üzülüyor. Akülü araca da ihtiyacımız var. Dışarı çıkarırken sırtımda gezdiriyorum. Benim tek isteğim oğlum için uygun bir akülü sandalye ve dizüstü bilgisayar" diye konuştu.

AZMİYLE HERKESE ÖRNEK OLUYOR
20 yıldır Mehmet'in her derdine koşan ve onu sırtında taşıyan 41 yaşındaki anne Öznur Soğupınar, aynı zamanda kanser hastası kayınvalidesine ve kronik şizofreni rahatsızlığı olan eşine bakıyor. Sabır ve metanetle hayata karşı direnen Soğupınar'ın azmi herkese örnek oluyor. Engelli ailesini bir an olsun yalnız bırakmayan vefakar kadın adeta insanlık dersi veriyor.

 

Kazım YÖRÜKCE

KAYNAK: YENİ ASIR

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...