Ana içeriğe atla

ZİRCİR MARKET ÇALIŞANLARI, İŞ KURMAK MESELESİ

 


Zincir market çalışanları öle gibi çalışıyorlar, sabah 7,5, akşam 8.

Çalışan diyor, gece yarısına kadar çalışıyoruz. Bu sıra çalışma saati daha erkene alınmış.İsyandalar, ameleden beter biçimde çalışıyorlar. Kasaya bak, ürünleri say, rafa koy, sevkiyat gelecek kamyonla, onları bekle, al çıkar taşı içeri.

Adamlar çocuklarının yüzünü göremiyormuş köle gibi çalışmaktan.

Bu sorun nasıl çözülür: Köle gibi çalışanların o sistemi terk etmesiyle, bu çalışanların kafa patlatıp örgütlenip bir iş kurmaları lazım. ÖRGÜTLENMEK müthiş güzel bir şeydir, bir elin nesi var, iki elin sesi var.

YANİ SİSTEME BOYUN EĞERSEN ASLA HAYATINDAN KÖLELİK EKSİK OLMAZ.

Yani sokaklarda simit satsalar çok daha iyi.

Köle gibi çalışırken yol parasını da vermiyormuş zincir market.

Sabahın 6’sında kalkıyorlarmış. O vakit karanlıktır.

Öteki de erken saate araç bulamıyormuş.

Patronlar ise işe vaktinde gelip gelmediğini her gün denetliyormuş.

Asla köleliğe boyun eğme ve zaten onlar o köleliğe boyun eğecek tek adam bulamaz hale gelirler.

Köylerde çobanlık yapacak kimse bulamayıp Afganistanlılara veriyorlar bu işi.

Çobanlık çok iyi geliri olan bir meslektir. Polis maaşından fazladır, Savcı maaşından fazladır.

 Efendim, yaşın ne olursa olsun, işi mi bırakacaksın, bırak; ama bir planın olsun.

Amerikalı yazar Charles Bukowski postanede memurdu, 50 yaşında istifa edip tam zamanlı yazarlığa başlamıştır. Bu adam servet sahibi olarak ölmüştür. Onu dünya tanımaktadır.

İki Türk genci, üniversiteden mezun olur, aile destekleriyle bisiklet üretip satmaya başlarlar, zamanla işleri büyür, üniversitede eğitim almışlar, dünya çapında satışları var, Çin’le rekabetteler.

Ben sisteme boyun eğmedim ve eğmem de.

Yazar olayım dedim, oldum da, acısını çektim, parasız kaldım; ama devam ettim, bu para meselesi değildi, varoluş meselesiydi. Mutlu olmak, huzur bulmak, aşk işiydi. İşte bu zihniyetim bana bütün derinlikleri, değerleri, bilgileri, altınla dolu, hazinelerle dolu mağaraların gizli kapılarını açmıştır.

 

02:56

5 Mart 2021 Cuma

 

İsa Kantarcı

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...