Ana içeriğe atla

NASIL PARA KAZANIRSIN NASIL BİR İŞ?

 


NASIL PARA KAZANIRSIN NASIL BİR İŞ?

 

 

Para meselesi herkesin meselesidir. Para kazanmak büyük mücadeleler gerektirir. Bazısında çok, bazısında azdır.

Para kazanmak için ortaya bir değer koymak gerekir, ortaya bir fikir koymak gerekir. Fabrikalar tencereler üretir, düşünüp taşınırsan, bir fikir üretirsen ve bu fikirle yeni bir tencere tasarımlar ve üretirsin ve bunu satarsın.

Güzellik nimettir, çirkinlik de nimettir, standart dışı olan kadınlara çirkin derler. Güzellik sermayedir, boy pos sermayedir, bunun yanında cücelik, tam tersi şeyler de sermayedir, nimettir. Bir cüce bunu değere dönüştürebilir, kendi fiziğini ve bu yolla para kazanabilir.

Hastalık da nimettir, depresyon mesela. Bunalım da nimettir. Çünkü bu şeyler insana yepyeni bilgiler öğretir ve yaşamın güneşinin doğmasına sebep olur hayatınıza, enerjinize.

Bir fikir ya da fikirler üreterek bunları satabilirsin toplum ya da topluma.

Fikir demek değer demektir, soyut değer. Bir nesneye dönüşürse ürün olur. Yani bir kaleme dönüşür.

 Fikir demek silah demektir. Fikir ve bilgi sihirli ikilidir, bunlar mucize yaratır.

İnsanlar bilgisizliklerinden dolayı kendilerini belli şeylere mahkum hissederler. Umutsuz, çaresiz.

Azimleri de kuvvetli değildir. Yenilgilerini de gözlerinde çok büyütürler. Oysaki yaşamda her şey insana bilgi vermek için düzenlenmiştir, yaşamdaki şeyler insana acı çektirmek için düzenlenmemiştir. İnsanlar başlarına gelenleri olumsuz yorumlamakta ustadırlar. Oysa o olumsuz şeylerde muazzam bilgiler mevcuttur, bunlar kapasite arttırır.

Kan ter ve gözyaşı dökmeden elde edilmez hiçbir şey.

İşin içine ruh, yürek, kafa, fikir koymak lazım.

Para kazanmanın milyon denenmemiş yöntemi vardır.

İnsanların yeni fikirlere, bakış açılarına ihtiyaçları vardır, insanların kendilerini aşmaları gerekmektedir.

İnsanlara yaratıcılık gerekmektedir.

 

Güzelliğin biçimi, kalıbı yoktur.

Ki sende, derinliklerinde, acılarında, depresyonunda, umutsuzluklarında paraya çevrilecek bir değer mutlaka vardır. Onu araştırıp bulmalısın.

Her konuda daha fazla bilgi sahibi olmalısın. Bilgi peşinde koşmalısın.

Birilerine köle olma zihniyetiyle hareket etmemelisin.

Mesela iş arama girişimlerine son vermelisin.

Ruhunun sesini dinlemelisin.

En büyük çözümler sessizlik anlarında gelir, kendini dinlerken.

Koşturup çırpınmayı bırakmalısın.

Enerjileri algılamalısın.

Kendini boğmamalısın.

İçinde, derinde yatan bir güzellik vardır, bununla irtibat kurmalısın.

Ruhani düzeye geldiğinde hayatının bütün sorunsallarını tek tek aşmaya başlayacaksın.

Arkadaşlar, para değer üretmez, para fikir üretmez.

Para sadece paradır, bir otomobil alırsın, bir ev, bir bisiklet.

Bunlar yeni fikirler üretmeni, hayatında çığır açmanı, kozmik düzeye gelmeni sağlamaz.

Şöyle olabilir, bir ev alırsın, ve hayatım düzelecek derken mahvolur.

Delice iyi bir yürek, güçlü ve tertemiz bir kafa, bütün mesele buna sahip olmandır. Bunlara sahipsen doğru yoldasındır.

Hayatının çöktüğünü düşünürsün, bazen böyledir, bazı aylar yıllar böyle geçer. Bunlarla sana öğretilmek istenen ruhunla bağlantı kurma gerekliliğinidir.

Ruh trajedilerin merkezinde varlığını gösterir, para bolluğunda değil. Konforlu günlerde etkin değildir ruh.

Çok geridedir, saklanmış gibi.

Yürekteki sırlar da böyledir, yürekteki yetenekler parayla ortaya çıkamaz.

Hani derler ya, paranın satın alamayacağı şeyler vardır, bununla bu kast edilir.

 

Çok istenen para fikir üretmez, fazla olan para ruhen yoksulluk sebebi olur.

Cezaevinde olmak nimettir. Bu adam aklını kaçırmış diyebilirsiniz. Cezaevinde olma durumuna kişisel bakarsanız cehennem dersiniz buna. Aradan kendinizi çıkarın ve öyle bakın. Bambaşka bir resin görürsünüz: Bilgi. (ruhu, yüreği, zihni kamçılayan bir durum)

Acı denen şey   bilgiler gökkuşağıdır. En değerli sermayendir.

 

Her soruna karşı yepyeni bakış açıları ve fikirler üretmek çığır açmana sebep olur.

Kafada nasıl yorumluyorsun hayatını, insanları, doğayı ve olup bitenleri?

Bu yorumlama yaşam düzeyini, parasal düzeyini belirler.

Ben bu yazıyla sana bilgi verdim, fikir verdim, yeni bakış açısı ve seni motive ettim, yani moral enerjisi olmadan da harekete geçemez insan.

Bilgi, fikir ve moral, bunlar sihirli atlılardır.

Azim ekle buna, pes etmezlik ekle buna.

 

 

17:29

22 Nisan 2021 Perşembe

 

İsa Kantarcı



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...