Ana içeriğe atla

POTANSİYELİNİ NASIL ÖĞRENİRSİN ve ONU TOPLUMA NASIL SUNARSIN?

 




İnsanların karşısına nasıl çıkarsın?

 

Her insan bir yol benimser, işçi, öğretmen, yazar, ressam.

Sana en uygun olanı seçmelisin.

Enerjine, ruhuna, kalbine en uygun olanı.

Yanlış iş seçip mahvolan, ruhu, kalbi, bedeni, zihni isyan eden binlerce insan var.

 

Her insanın yaratılışında bir parıltı vardır.

Onu fark etmelisin.

 

Adam öğretmen, 10 yıl öğretmenlik yapıp istifa ediyor, köyünde koyun yetiştirmeye başlıyor.

Yönetmen olan kimse toplumun karşısına filmle çıkar.

 

Bir okul bitirdin, iş bulamıyorsun.

O halde sıfırdan başlayacaksın işe.

Toplumun karşısına nasıl çıkmak istiyorsun?

Ben yazarım, kaderim beni yazar yaptı, toplumun karşısına yazar olarak çıkarım.

Bu işin çilesini çektim ve çekerim, ölürüm, acı çekerim, mahvolurum; ama yine yazar olarak devam ederim, bunun için doğmuşum derim.

 

Peki senin böyle benimsediğin bir işin var mı?

Sıradan insanlar para kazanmak ister. Geçim derdi herkeste var.

Peki, enerjinin kapasitesi nedir?

Bilgin, yaşam bilgin? Ne kadar kitap okudun?

 

KURGU

 

Her satıcının bir kurgusu vardır. Her reklam filminin.

Satıcılar, üreticiler bunu bilmeli.

Bir ürünü satmak için kurgunun olması lazım.

Bir reklam filmi kurgusuz olmaz.

Yani bir şey sunacaksın, onu ilginç hale getirip sunacaksın, bir akıl, bir zeka olacak işin içinde.

 

Sinema filmini sonuna kadar izleten kurgusudur.

Film nasıl bitecek?

Satıcıların bunu öğrenmesi gerek.

İş yeri sahiplerinin.

 

Bir de şu var: İnsanlar efendi arıyor kendine, patron.

Oysa kişide sahip olduğu her şey var, sadece enerjisini, kapasitesini fark etmesi ve nereye yönleneceğini bilmesi gerek. Kurgu lazım ona. Verimli olacağı yeri göstermek lazım.

 

Sahip olduğun yetenekleri bulmak için geçmişe git.

Küçük yaşlarına git.

En mutlu olduğun yer?

En sevdiğin şeyler?

 

En mutlu olduğum yerlerin romanlarını yazıyorum.

Hayvanları çok severdim, onlar var romanlarımda, hayatımda.

Serüveni severdim.

Serüven var romanlarımda.

 

Bir işe girmek için bin takla atarsın.

O iş yeri, o patron hiç lazım değildir oysa sana.

Sen kendi kapasiteni bilsen, başarılı olacağın alanı.

Milyonlar iş arıyor.

Sınavlara giriyor.

İş arama, işi yarat, yaratıcı düşün.

 

Bütün mesele yaratıcı düşünmek, azimli olmak, aşık olmak yaptığın işi.

Bana biri dese ki; “şu devlet dairesinde sana 16 milyar maaş, gel çalış.”

Başıma silah dayasalar o işi yapmam. Çünkü o alana ait değilimdir.

 

Ben dünyanın kölesi, kulu değilim.

O bana köledir, kuldur.

Ha, böyle zihniyetin olursa para sana koşar.

 

Bunun adı kozmik güç!

Işığının, kafanın gücü.

Ruhunun gücü.

Yüreğinin gücü.

Zihninin gücü.

 

 

01: 10, 20 Nisan 2021 Salı

 

İsa Kantarcı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...