Ana içeriğe atla

SAAT SAKİNLİĞİNDEN DOLAYI BOZULMAZ



Dışarıda yağmur var.

Şunu anladım:

Hiçbir şey, iş için sinirlenmeye gerek yok.

İşler olur, sorun çözülür.

Kendini germek saçma.

Heyecanlanmaya gerek yok.

Heyecan verecek şey yok.

Bağıracak sebep hiçbir zaman yok.

Hırslanmaya gerek yok.

Bir şey için bir iş için bir cins için ölmeye gerek yok.

 

İçim sakin.

Bu iyi.

Saat sakinliğinden dolayı tıkır tıkır işliyor.

Bozulmuyor!

Bir şeylerin peşinden koşmaya gerek yok.

Bir şeyi istemeye, özlemeye gerek yok.

Bir bardak çay iyi. Sigara sağlığa zararlı; ama içerim.

 

 

Dışarıda yağmur var.

Mühim olan bu.

Kulaklarım onu duyuyor.

Kümeste güvercinlerim.

 

Gelecek mühim değil.

Geçmiş zaten geçmiş.

Şu an ne yapıyorum?

 

Sakince romanımı yazıyorum.

Tramvay geçiyor yoldan.

 

Mutluluk verecek tek şey yok.

Varsa da bende o içimde, algılamamda.

 

Bu kadar basittir hayatın çözümlenmesi.

 

Hiçbir hayalim yok.

 

Şu an ne yapıyorum?

Bana kendimi iyi hissettirecek bir şey yapıyorum, yazıyorum romanımı.

Odamdan dışarıda öten kuşları duyuyorum.

 

İçi ritmini koru.

Saat sakinliğinden dolayı bozulmaz.

Çok çalışmak bozar.

Çok düşünmek bozar.

Çok sevmek bozar.

Sevmek bozar.

 

Kırılacak, üzülecek hiçbir şey yok.

 

İç ritmini koru.

Kalbini koru.

Ruhunu koru.

Zihnini koru.

 

 

10:00

 

17 mayıs 2021 Pazartesi

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...