Ana içeriğe atla

CİNAYETE DAİR

 



CİNAYETE DAİR

 

Maktuller genelde kirli ilişkiler ağı içindedir.

Bu bir karanlık ağdır.

İçeriğinde yasa dışı şeyler vardır.

Çeşitli bağımlılıklar söz konusudur.

Alkol, seks, uyuşturucu…

Kumar… Nefret…

 

Gecenin geç saatleri en tehlikeli saatlerdir.

Şeytanlar, karanlık güçler şimşek gibi parlar geç saatlerde.

İnsanların atar damarlarında.

Bazıları yerinde duramaz.

Harekete geçerler zıpkın gibi.

Hırsızlar harekete geçer.

Yasadışı işler için harekete geçerler.

Gece buluşmaları vardır insanların.

Araçlara binen ikili adamlar yola çıkar, uyuşturucu kullanır, içerler.

Ve insanlar birbirinin gizli yüzlerini görmezler, görmek istemezler.

 

Öldürmek bazıları için sakız çiğnemek kadar kolaydır.

Testere satın alıp cesedi parçalara ayırmaya çalışmak kolay iş değildir.

Yüzüne gözüne her yerine kan bulaşır.

Cesedi uygun biçimde kesmek lazımdır.

Aksi halde bağırsaklar dışarı fırlayabilir karından.

Gelini ters laflar söyledi diye onu öldürüp cesedi parçalara ayırıp poşetlere koyan adamın hikayesi.

 

Kayınvalide ceset torbalarını görüyor, bakıyor içine.

O kol mu, o baş mı, gözlerine inanamıyor.

“Hayal gördüm” diye düşünüyor. O ara hap almış, hapın etkisi diye düşünüyor.

Tekrar bakıyor.

“Yok canım” diyor, gerçek değil.

İçeri gidiyor.

Gelinini arıyor.

“Aysel nerdesin?” diyor, “çocuklar seni soruyor.”

O sıra kadının iki ufak çocuğu kayınvalidedir.

Banyoya giriyor.

Bir kanlı bıçak görüyor.

“O da nedir? diyor.

Tam bu sırada kocası içeri giriyor.

Bıçağı alıyor.

“Ne oldu? Bıçak ne arıyor burada”

“Et aldım, canım çekti, pişireceğim. Çok kanlıydı, yıkadım.”

“Torbalar? diyor kadın, “nedir onlar?”

“Ne torbası?”

“Kol bacak baş gördüm, kapı önünde siyah çöp poşetlerinde.”

“Yok canım” diyor, “ne torbası.” Gülüyor.

“Orada torba vardı.”

“Yok.”

Kadın gidip bakıyor kapı önüne.

Torbalar yok.

“Az sonra geleceğim” diyor adam, “çay demle.”

“Nereye?”

“Az işim var.”

Aracın bagajında, kapak kenarında siyah poşet görünüyor.

“Yo canım, ne cesedi. Gelini öldürmüş olamaz.”

Gelinle kocası arasında bir sürtüşme var, gelin ters davranır ona, ufak bir sürtüşme bu.

“Yanlış gördüm.”

İçeri gidiyor kadın.

Gelini arıyor, yatak odasında, selede bir kol görüyor, giysilerin arasında.

Adam kolu unutmuş orada.

“Yok, hayal görüyorum” diye düşünüyor kadın.

Eli eline alıyor. Gelinin güzel eli, yüzüklü sağ eli.

Buz gibi.

Kadın çığlık basıyor.

Karşı komşu karı koca olay yerine geliyor.

Polis olay yerine geliyor.

 

 

Olayın gerçekleştiği yer: Samsun’un Bafra ilçesi.

7 ekim 2021.

 

İSA KANTARCI

 

24 KASIM 2021 ÇARŞAMBA




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...