Ana içeriğe atla

DİŞLERİNİN BEYAZ SESSİZLİĞİ

 

DİŞLERİNİN BEYAZ SESSİZLİĞİ

 

 

Tanrılar beni yaratırken kesinlikle “g.t” kelimesiyle bir yazılım yapmışlar ruhumda.

Diğer kelimeler:

Meme, meme ucu, vajina. (bu akar gider yakar beni dağları bayırları nehirleri regl)

Bacak, baldır, basen, karın, göbek deliği…

 

Saçların fısıltısı, dişlerin beyaz sessizliği. Gözlerin içindeki şafak pırıltısı.

Omurgalarındaki müzik. Disklerinde.

Diz kapakları.

Kanın sımsıcak akışı.

Kanın alev alışı ormanlar.

Vajina ıslaklığı.

Vajinada pembe zevk ıslaklığı

Öpüşürken… atların ayak sesleri.

Gülerken.

Ağlarken.

Acı çekerken; “ama devam etmeliyim” diye düşünürken genç kız.

Meme, meme ucu, vajina.

Zevk alınca irileşen meme ucu.

Kalça…kafayı bunlarla bozmuşum…

Duman altıyım, göz gözü görmüyor, her yerde çıplak kadınlar kızlar var, çevremde dans ediyorlar, parti var ruhumda.

Gerçekte ne var?: A.cık hoşafı bir yalnızlık sarmalında geber dur.

Kadınlar kızlar olmasa hayat çekilmez!

 

Tanrılar beni yaratırken kesinlikle “kalça” kelimesiyle bir yazılım yapmışlar ruhumda.

Bıkma, yorulma, sıkılma ona bakmaktan.

 

Ve o kızın dişlerinin beyaz sessizliği.

YOLLARINI BEKLEDİM GELECEKSİN DİYE!

 

Timur Selçuk- Caddeden Sokaklara (Orijinal Plak Kayıt)

YOLLARINI BEKLEDİM GÖRÜNECEKSİN DİYE

 

YUVAMI ÇİÇEKLEDİM

SEN BİR MELEKSİN DİYE!

 

 

 

İsa Kantarcı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...