Ana içeriğe atla

KIZIN KARNINI ÖPMEK

 

KIZIN KARNINI ÖPMEK

 

 

Ala bir kedim var, sokakta alınma. Sabahın ilk aydınlığında balkona çıkarım, beni karşılar, alır onu ilk karnını öperim, kız olsa kızın da karnını öperdim, o an kafama ne eserse, kalçasını öperdim belki, baldırını avuçlardım belki, vücut sıcaklığını hissederdim, göbek deliği, ben böyle biriyim, bunu da ancak sevgiliye yaparsın, ama o da senin yanında olmaz, olursa böyle öpmeler, hisler olmaz; çünkü seni doyurur, hayvanlığına doyarsın; işte bu da aşkı imkansız kılan, yok edip öldüren şeydir arkadaşlar. Bu yüzden ben hiç evlenmeyeceğim. Aşka dair ne öğrendiysem uzaktan uzağa severek, hayal ederek, inceleme araştırma yaparak kendimi ve karşı tarafı, sevgiyi öğrendim, sanırım tam öğrendim, aşk tılsımı bu zor hayatta çok çabuk yok olur. Bir bulduysan deli gibi koruyacaksın onu.

Aksi halde hem kendini yaralı bırakıp ilerlersin ve arkanda yaralı bir kız bırakırsın, bunları inşa ede ede gerçek aşkı yakalayacağını sanırsın. Geride bıraktığım güzel kızların hiçbirine dehşet acı bırakmadım; ama onlar bana bıraktı, sağ olsunlar, bana çok şey öğrettiler.

Hani nerde göbeğini öpüp okşayacağım kız?

Yok öyle biri, hiç de olmadı.

Ya var ya komple hayal, fantezi, düş dünyasında yaşıyorum, ütopik bir hayat bu, sanatçı dediğin de böyledir, ama be birader gerçekte bir tane karnını gün doğar doğmaz okşayacağım, seyredeceğim bir kız olsa…vay be…ben buna mucize derim…ben öyle düz değilim, onun neresini o an güzel bulacağım, bu bilinmez, ama bilin ki en yaralı, en acılı, en çıkmaz sokak yerini ilgili çekici bulurum o an, bir erkek karşısındaki kızın yaralarını ruhuyla fark etmiyorsa bir boka yaramaz, ona ilaç ona şifa olmuyorsa o erkek o kıza zarardan başka bir şey getirmez, hayvani ihtiyaçlarını giderir. Ortada o erkeğin mangal gibi yüreği, zihni, ruhu olmalı; aşk denilen şey budur. Ses tonunu özleyeceksin, çay çok güzel olmuş deyişini bir daha duymak için gebereceksin, ellerini seyretmek için, yola bakışını seyretmek için. Bir bakışını üstünde hissetmek için, gözlerini gözlerinde…

 

“Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda taşıyorum.”

 

 

Atilla İlhan.

 

İsa Kantarcı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

YILDIZ ADAM HATIRASI

  YILDIZ ADAM HATIRASI   Karlı bir gündü, şehir görülmemiş biçimde karlıydı. Cezaevinin kapısından çıktı. Hakkı, on yıl hapis yatmıştı, zehir gibi acı günler, hazmedilmesi zor simsiyah günler devirmişti.   Dostunun evinin ön bahçesindeydi, içiyorlardı, bahçeye söylenerek bir adam geldi, Kadir’den alacağı vardı, Kadir, “borcumu ödeyeceğim” deyip durdu her zamanki gibi, adam bundan bıkmıştı, yeni evlenmişti ve para acil lazımdı, bu kez parayı alacaktı, Kadir adama diktir çekip küfür edince tartışma kavgaya döndü, Kadir masadaki bıçağı almak isterken adam atik davrandı ve bıçağı kaptı, Kadir, sandalyeyle savunma yaptı ve adam yere düştü, Kadir adamın üstüne çıktı ve onu hurda haşat ediyordu, bıçak yere düşmüştü, Hakkı Kadir’i adamın üstünden almaya çalışıyordu. Onu güçlükle geri çekti, ona sarıldı, Hakkı, başını geri çevirince adamın yerden bıçağı almış koşarak üstüne geldiğini fark etti, son anda fark etmişti onu, bıçağı almaya çalıştı, bir süre savaştılar bu konuda, Ha...