Ana içeriğe atla

KIZ YAĞMUR GİBİ

 


Kız Yağmur Gibi

 

 

 

yağmur yağıyor

 

yağmur

yağmur yine

saçılıp gidiyorum yağmurda

sırılsıklamım

 

o kızı ne yakalayıp getirir bana

içimdeki cevher

şu cırcır böcekleri

 

o kızı yakalayıp bana getirin

çünkü onu yağmur gibi mutlu edeceğim

 

 

yağmur gibi uzayın gidin içimdeki annemin izleri

yaşama azmi

babama bağlantı kapısı

ermişlerle

çiçek açmış erik ağacı

elleri

yalamak istemiştim de yapmamıştım

keşke yapsaydım

şeker gibi emmek istemiştim parmaklarını

 

cırcır böcekleri

saçlarım

o kızı yakalayıp bana getirin

bana bir çocuk lazım

ve o çocuk kaçmaya eğilimlidir

bütün çocuklar

tamirhanede…tarlada… işçi değilse..

 

 

oyundan eve dönmek istemez.

çünkü çocuklar özgür olmak ister

ay ışığı, yeşil ve kuru otlar!

sevdiğim çocuk gibidir

 

siz de öyle

bayan yalnız bay yalnız

cırcır böcekleri 18 ağustos 2022’nin

ve gelecek yaz aylarının acısı

çabaların boşa çıkacak

benim çok çıktı gülümsüyorum

 

ama otlar var cırcır böcekleri

gülümsemesi ve sevmesi unutulmayan kızlar

kafada bir hayal olsa bile

 

ay ışığı

sımsıkı tutunduğum

 

sizi anlayacaktır

anlamasa bile onu yakalayıp getirin bana

cırcır böcekleri

o sevdiğim tarlanın kokusu

gökyüzünün parlak yıldızları

sizin ikna metotlarınız vardır biliyorum beyaz ve hızlı atlar misali.

 

yağmur gibi uzayın cırcır böcekleri

“işte bak Mevlüt, bu öten bir cırcır böceği

onu yolun karşısına taşısak, araç ezmesin”

“boş ver.”

 

o kızı yakalayıp bana getirin

çocuklar oyun hastasıdır

dalıp giderler

dalıp giderler mutluluktan…

ama böylece kaybolurlar

kötü ellere düşerler

 

yağmur gibi uzayın gidin

ablalarımın gülümsemeleri

ilk aşkım ilk açım

ilk acım ilk travmam

on dal sigarayı yakıp hepsini içmeye çalışıp ağlamam

 

 

cırcır böcekleri

ilhamı nerden alıyorsunuz

biliyorum kaynağınız çok sağlam

tek siz yardım edebilirsiniz bana

 

 

o kızı yakalayıp bana getirin

çünkü çocuklar yakalamacılık oynamaya bayılır

 

 

ay ışığı ve yaşama gayreti

yenilmez sezgilerim

deliliğim

 

 

sevdiğim çocuk gibidir

siz de öyle

sizi anlayacaktır

size öyle ağlayacaktır

 

bana ağladı…

kız ki yağmur gibi güzel

iç dünyasındaki saflık…

 

 

İsa Kantarcı

 

 

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...