Ana içeriğe atla

her şey nedense çok seksi olmaya başladı kader herhalde:)

 


oje sür çayırlar geyikler ıssız kurtlar

 

seni tanımıyorum.  ama sen güzel bir kadınsın ve kalbin de öyle.  senin için dua ediyorum. sen iyi bir kadınsın. iyiler kendini belli eder.

 

güzel tabanca mor memelerin

sarı yap şunları bir kere de

Allah aşkına

başka takıl

göğsüme göğün sabah en güzel anlarını yerleştiririm ağladığımda

ezan anları.

çocuklar okul yolunda ilerler karanlıkta

bunlar sanayiye çırak verilseler uzman motor ustası olurlar

güya okul okuyup sınav kazanıp iş bulacaklar

sistemin yalanı.

 

gördüğüm en güzel kılıç kolların vadiler omuzların ellerin çiçek uçlarından su gibi akıyor

 

kırmızı yap şunları bir kere de

sen yapmayabilirsin

ama hayalimde öyle.

 

oje sür çayırlar geyikler ıssız çayırlar

ekin tarlaları sapsarı dudaklarını boya

tayt giy kar beyaz

üstüne pardösü

ve bana gel güvercin gibi

ama kaçak.

kimse görmesin bilmesin seni, bebek kız

kıvılcım saçan kız, beyaz kız

ayaklarına kurban olduğum kız.

 

oje sür çayırlar geyikler ıssız çayırlar

ayaklarına zorlandıkça…yapayalnız karanlıkta kaldıkça…ağladıkça…

oje sür cırcır böcekleri

memelerin ufak canım  memelerin

 

çok seksi mi oldu bu şiir nedir

ne yapayım kız komple öyle

her tarafı örtülü olduğu halde.

 

İsa Kantarcı

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...