Ana içeriğe atla

Ergen kızlar için

 

Ergen kızlar için

 

 

zamandan azede

kendinden

sanatını gerçekleştir…

 

40 yaşındaki katırlar için yazmamak lazım

yine anladım bunu bugün

köpük köpük hayat dolu genç kızlar

kaygan kızlar için yazmam lazım diyorum kendime

ve böyle yaptım basılmamış kitaplarımda.

 

yaz dur

kenara at ve böyle ilerle yıllarca.

 

yazmak kadar güzel bir şey varsa

ormanlardır

fakültenin orada ormanda dönen döne uçan iki büyük yabani kuş…

 

bir çadır alıp orda bir çadır kurmayı planlıyorum

 

olmasa da olur

hayal etmek yetiyor

 

bir kere daha anladım

bu hayatı kendim için yaşamıyorum

 

kendim için yaşadığım hayat çoktan bitti.

 

direniş ve ormanlar, dağlar kadar güzel bir şey yok hayatta.

 

yalnızlık kadar güzel bir şey yok hayatta.

ne karım oldu ne çocuğum; ne güzel.

 

insan sanatı her şeyi terk edince

kendini sadece sanatına adayınca gerçek sanatı bulabilir

 

hiç öpüşmemiş kızlar için yazacağım

hiç sevgili edinmemiş kızlar için

 

hiç bütün ruhuyla sarılmamışlar için

 

 

tavuk işi yürümedi

bilen bilir

50 tavuk aldım

hepsini satıyorum

dört tanesi satıldı.

 

160 tl’ ye aldığım yem 230 tl oldu, bir çuval (50 kilo)

bu ülkede bu ucube siyasetçiler varken ticaret yapılmaz; yapan batar.

 

yollarda karşıma çıkan en güzel şey

yaşam sevinciyle gezmeye çıkan ergen kızlar

onun üstü kızlar…

 

güzeller çünkü yaşama sevinçleri var

kirlenmemişler

temizler

arızalanmamışlar hiç

yolun en başındalar

 

40 yaşında bir adama laf anlatmaya kalksam

itiraz eder

öfkelenir

beni dövmeye kalkışır…

 

çocuklar için yazmak en iyisi…

en mutlu eden…

 

çünkü bu o yazılanları anlıyor, hissediyor…

kucak açıyor sana… pırıl pırıl…

 

sevmek…

birini çok sevmek bana çok saçma geliyor

saçma sapan

bu kadar sevmek de neymiş…!

 

öğrenmem gereken şeyler varken…

çok sevmeyeceksin…

hiç sevmeyeceksin…

 

su gibi olacaksın.

akıp gideceksin…

yoluna kim denk gelirse gerektiği kadar…

 

sanatını seveceksin…

yolunu…ilerlediğin yolu…

 

 

direniş yolum…

direniş kadar güzel bir şey yoktur hayatta…

 

 

 

9 aralık 2021 Perşembe

 

İsa Kantarcı




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

YILDIZ ADAM HATIRASI

  YILDIZ ADAM HATIRASI   Karlı bir gündü, şehir görülmemiş biçimde karlıydı. Cezaevinin kapısından çıktı. Hakkı, on yıl hapis yatmıştı, zehir gibi acı günler, hazmedilmesi zor simsiyah günler devirmişti.   Dostunun evinin ön bahçesindeydi, içiyorlardı, bahçeye söylenerek bir adam geldi, Kadir’den alacağı vardı, Kadir, “borcumu ödeyeceğim” deyip durdu her zamanki gibi, adam bundan bıkmıştı, yeni evlenmişti ve para acil lazımdı, bu kez parayı alacaktı, Kadir adama diktir çekip küfür edince tartışma kavgaya döndü, Kadir masadaki bıçağı almak isterken adam atik davrandı ve bıçağı kaptı, Kadir, sandalyeyle savunma yaptı ve adam yere düştü, Kadir adamın üstüne çıktı ve onu hurda haşat ediyordu, bıçak yere düşmüştü, Hakkı Kadir’i adamın üstünden almaya çalışıyordu. Onu güçlükle geri çekti, ona sarıldı, Hakkı, başını geri çevirince adamın yerden bıçağı almış koşarak üstüne geldiğini fark etti, son anda fark etmişti onu, bıçağı almaya çalıştı, bir süre savaştılar bu konuda, Ha...