Ana içeriğe atla

RUH ve FİKİRLER

 


RUH ve FİKİRLER

 

Çakralarınız açıksa….onları açmak için…kendinizi iyileştirmek için bir çabanız varsa…imkansız yoktur size..size lazım olan şey gerçekleşir…sihir yoktur, siz hazırsanız mesele yoktur, önemli olan hazır olmaktır, bir yarış atı yarış öncesi uzun uzun hazırlıklara tutulur.

Araç yola çıkmaya hazırsa, bakımı yapılmışsa yolda kalmaz, yolda lastik patlayabilir, lastik tamir edilir ve yolda devam edilir.

Zihniniz, sisteminiz olumlu olarak açıksa…imkansız yoktur size.

Enerjiniz açık olmayabilir; farkında değilsinizdir, içinizdeki iyilik ne kadar güçlüyse o oranda iyilik bulursunuz, farkında olmadan size iyi enerjileri olan birilerinin yardımı olur.

Toplum nasıl bilsin hangi çakralarının bozuk olduğunu, tamir edilmesi gerektiğini. Birkaç kişi farkına varır belki.

Yani sonuç olarak Allah’ın adaletine kaldınız; o da onu içinizde koruduysanız. Korumasanız bile alırsınız iyiliğini.

Dini, mistik şeyleri bir kenara koyup söylersek; içinizdeki iyiliğe güvenin ve güçlü bir inanışla ilerlemeye çalışın her koşulda, olmaz şey yoktur hayatta.

Pes etme!

Araştıran, çalışan, azmeden aşmak istediği engelleri aşma yolları, teknikleri mutlaka bulur, teknikler var zaten, mesele teknikleri bilememesi, zihinsel teknikler, fikirler.

Öncelik fikirlerdir.

İnsanın iyileşmesi fikirlerle, düşüncelerle- başlar.

Ruhuyla bağlantı kurup buna göre yaşamasıyla…kişi kendini bulur…

Bedenimiz için değil; ruhumuz için yaşarız.

 

5 mayıs 2022 perşembe

 

İsa Kantarcı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...