Ana içeriğe atla

Giysiden Meme Uçları Görünen Kızlar


 Giysiden Meme Uçları Görünen Kızlar

 

 

 

o kadar iyi biri ki; başkaları mutsuz olmasın diye cehennemde çadır kurup yaşamaya, geçinmeye çalışır.

bugün ne pişireyim: patates kavurması

süper yapar annem

piç olacaksın, jilet gibi aykırı, başkaları ne der, ne düşünür diye gram düşünmeyeceksin.

 

 

başkaları ne der

düşünür diye düşünmekten

baskıdan kuruduk kaldık amk

sutyen giymeden parka giden kız gibi takılcam artık

park güvenlik görevlisi kızın tişörtten memeleri belli oluyor diye onu oradan atmış

kız olsam kesin sutyen giymeden sokağa çıkardım

meme uçlarımın belli olacağı giysiler giyerdim

herkesle böyle kafa bulurdum akıllarına nasıl çelme taktığımı görüp içimden kahkahalar atardım

 

kızlar örtünmeyin

örtüne örtüne bir halt bulacağımız yok

açılın saçılın

salıncaklarda delice kahkahalar atarak sallanın

hiçbir erkek başı örtülü kıza aşık olmaz

çünkü erkekler kızın saçını görmek ister

erkekler kıça aşık olur meme çatalına

baş örtüne değil çula çaputa

yüreğe aşık olur

pardösüye değil

 

bırakın örtünmeleri çulları çaputları…

açılın

saçılın

memelerinizin ucundan akarsuyunu salın hayatın cehennem karalıklarına

her ne yaparsak yapalım zaten cehennemliğiz

y.rağı yedik

Allah’ın iyilikleri ve yüceliği, gücü, kozmik sevgisi aşkı karşısında…

biz biraz insan olabilsek… yeter…

 

piç olacaksın

patates gibi kavuracaksın toplumu

onun sevmediği şeyler yapacaksın

kafalarını birbirine tokuşturacaksın

belki uyanışa geçer bazıları

ortalık yere sana aşık kedilerini köpeklerini sıçtıracaksın

bu konu onları deli etsin

belki uyanışa geçer bazıları diye

 

atlarını süreceksin üstlerine

adi aşağılık partizan köpekleri eze eze öldürsün diye

 

12 yaşında piç olsaydım keşke

anne sözü dinlemeseydim keşke

delice gezseydim keşke Samsun ilçelerinde

sokaklarda yatsaydım

 

lan sonra hepsi bir rüya olarak hatırlanıyormuş.

yapmadığım dünya kar şey varmış

 

lan sonra

yıllar geçince bir epilepsi krizi başlarmış içinde

hiç yaşamamışım

çocukluk yapamamışım

 

toplum işte…

işe içine…

aile işte

sıç içine…

 

pazar günü… ilkokul zamanı…bahçeye gübre taşıttırdı babam

iş bitse de gidip arkadaşlarla oyun oynasam diye düşünürdüm…akşam olurdu…

 

 

keşke bütün yasak

en yasa dışı her şeyi yapsaymışım…

bir suskunluk

eziklik

sessizlik

utanç

baskı içinde

eriyip geçip gitmiş çocukluğum

 

 

her baskı..büyük bir depremle patlak verir…

yaş 47

ayıplanan her şeyi..her pisliği yapacağım…

ama romanlarımda…

ve gerçek hayatta…zamanı gelince…

bu uşak baskıların acıların yattığı uşaktır diyeceğim ilerde…

bu şöyle bildiğimiz adam neden meme uçlarından bahseder kızların

abi içimde var

hep böyleydim

baskı…patlak verdi içimdeki cevher

kaderim bu

 

 


 

İsa Kantarcı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...