Ana içeriğe atla

Siyah bir şey görünce kimsenin içi açılmaz inanın.



 Siyah ve Sarı

 

Siyah bir boka yaramayan bir renktir.

Kullanmam, siyah bir şey giymem genelde.

Siyah giyen insanlardan hiç haz etmem.

Anında bir tepki oluşur içimde.

Siyah renk enerjimize hiç iyi gelmeyen bir renktir.

Çakralarımızı çalıştırmaz.

Siyah renk; bir tabuta girmekle eş değerdedir.

Üstünde renk renk  çiçeklerin deseniyle turuncu elbisesiyle bir kadın geçiyor incecik..

Öte yandan kara güneş gözlüklü tepede tırnağa simsiyah giyinmiş bir kadın geçiyor.

Hangisine bakarsın?

Ben çiçekli kadına ruhumla sarılırım.

Oysa kadınlara turuncu lazım.

Mor.

Pembe.

Açık mavi.

Lacivert.

Kırmızı.

Sarı.

 

Güneş gibi sarı giysi giymiyor hiçbir kız.

Alayı ahmak, kötücül.

Şaşırmış, acılı, depresyonda, bitik. Ruhsuz, şuursuz.

 

Sarı; bir kız için sihir saçan bir renk oysa!

 

 

Alayı siyah ve uzun tayt giyiyor, gıcık kaparım! Sahiller böyle kız ve kadın dolu.

Hayattaki en şansız kızlar kadınlar giydikleri seçtikleri renk ile kendilerini siliyorlar, intihar ediyorlar farkında değil!

 

Bütün arızalı tipler siyah giyer, sakın yaklaşmayın!

Normal, sağlıklı tipler canlı renkleri kullanır giysilerde.

Zihni ve kalbi güzeller güzel giyinir, siyah giymezler!

Kara güneş gözlüğüyle maymun gibi dolanmazlar ortalıkta..

Arızalı, hasta, delirmiş ne çok kadın kız var.

 

Basit sihir: Siyah giydikçe asla düzelmezsin, beter olursun; ama sarı giydikçe iyilik gelir enerjime.

Birinin zihin, kalp, ruh enerjisi kalitesini görmek istiyorsan sık kullandığı giysilerin renklerine bak. Çok sık siyah giyenlerden uzak dur. Bunlar lağım enerjisine sahiptirler, yalancıdırlar, hasta.

Birçoğu sürekli siyah gider; o kadar hastadır enerjiler.

Siyah: “Bana yaklaşma, hiç iyi değilim;!”

Kırmızı; “harikayım, bana yaklaş, süper hissediyorum!”

Sarı: “Çiçek tarlaları gibi sevişmeye aşka sevgiye yaşamaya çocukça her şeye açım HİPİYİM, gel beni kap adamım, her istediğini bana yapabilirsin!’”

 

Genç kızlar kadınlar sarının ve diğer renklerin anlamını nasıl bilsinler, bilgili biri yok ülkede.

Siyah renk zehirdir, bunu bilseler siyah hiç giymezler ki..

Hani bazen bir şey görüp; “içim açıldı” deriz ya, tatlı bir kız, BİR BAHAR AKŞAMI GÜL KOKULU BAHÇELERDE, düşsel bir kadın, çocuk..ses…tabiattan görüntü…

Siyah bir şey görünce kimsenin içi açılmaz inanın.

Bu yüzden neden siyah giyerler.

Psikolojileri bitik!

 

Temelde bir renge taparım: Sarı!

Karın çakrası olarak da bilinen solar pleksus çakra, göbek deliğinin yaklaşık dört parmak üzerinde yer alıyor. Göbek çakrası; benlik saygısını, savaşçı enerjisini ve dönüşüm gücünü yönetiyor. Ateş elementi ile doğrudan bağlantılı olan bu çakrayı sarı renk temsil ediyor

 

Hayatımı sarı rengi komple değiştirmiştir!

 

 

İsa Kantarcı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ATLAR ve İNSANLAR (aşıklar için)

  berbat. okuma bunu. elden geçirdim bu metni.... Not: Okuyacağınız bu metin daha geniş çaplı hale gelmiş biçimde yazıldı, düzeltilecek, bir roman bu, yayınevinin birinden onaya alan, basılacak olan metin, okuyacağınız onun küçük hali, öykü hali.  ATLAR ve İNSANLAR (sevi-şenler için)(eski insanlar sevmeyi tarif ederken 'sevişmek' kelimesini kullanırdı) bu kast edilmiştir-   Köye yaz gelmişti, yaz ayının cidden hissedilmeye başlandığı ilk gündü. Ertesi gün hava bozacak endişesi yoktu insanlarda. Gökyüzü apaçıktı. Güneş parlaktı gün boyu. Dikkatini verirsen; dans ederek, birbirine takılarak otların, ağaçların çiçeklerin arasından uçan mutlu kelebekleri görürdün. Bir evin önünde güneşin kızdırdığı betona uzanmış bir kedi sırt tüylerini yalıyor hararetle. Köyün deresinden geçen gri kurt karşı kıyıda emniyette olduğunu anladıktan sonra silkeleniyor; ıslandı, yalıyor tüylerini. Ormandan çıkan bir tilki kıçını üstüne oturmuş çevreyi seyrediyor keyifle, bal arıları, eşek arıl...

JAMES BROWN 23

  JAMES BROWN 23   1 Necdet woke up at the break of dawn. Sleeping, waking up, and eating under a tree in the countryside felt wonderful. As a child, he and his friends used to practice doing exactly this. Feeling bursting with energy, he grabbed a tree branch and did a few pull-ups. He couldn't manage many, so he lit a cigarette instead. He walked down to the creek to relieve himself, where he had set up a secluded spot. On his way back, he fetched a jerry can of water. While rummaging through the plastic bags for food, he stumbled upon some tea, sugar, and a bit of stale bread. He was thrilled; he had completely forgotten he left them there. He brewed some tea, dipped the bread into it, and ate. Once the day fully brightened, he headed down to the town. While sipping a cup of tea treated by an acquaintance, he happened to overhear a conversation. He learned that Uncle Hayri and his wife, whom he had known for ages, needed some help. The place they lived was a long ...

JAMES BROWN 23

  Necdet, sabah şafak sökerken uyandı, kırsalda ağaç altında uyumak, uyanmak, yemek yemek harikaydı. Çocukken bunun provasını yapardı arkadaşlarıyla. Kendini enerji dolu hissetti, ağacın bir dalına asılıp barfiks çekti, fazla çekemedi, sigara yaktı, dereye tuvalet yapmaya indi, orada gizli bir yer yapmıştı. Gelirken bir bidon su aldı. Poşetleri karıştırıp yiyecek alırken çay ve şeker buldu, biraz da bayat ekmek, çok sevindi. Bunları orada unutmuştu. Çay yaptı ve ekmeği banıp yedi. Gün aydınlanınca kasabaya indi. Tandık birinin ısmarladığı çayı içerken birilerinin sohbetine kulak misafiri oldu. Onun da çok eskinden beri tanıdığı Hayri amca ve eşinin yardıma ihtiyacı olduğunu öğrendi. Köye çok uzaktı yaşadığı yer. Saatler sürdü dağın zirvesine varması. Arada bazen traktör ve özel araçlara denk gelmişti ama yolun çocuğunu yürümüştü. Hayri seksen yaşında diri bir ihtiyardı, saçları dökülmüş, bembeyaz sakalı vardı, hep takke takardı, dindar biriydi, karısı da şeker gibi bir nineydi. Nec...